(TR) Poetik Bulutlar: Bedenselleşen Deneyim, Hybrid Art Fair, 2026, Madrid
- seren ilkdogan
- Apr 21
- 7 min read
Updated: Apr 28
Refleksif Sanat Temelli Araştırma Yazısı
Seren P. İlkdoğan
Bu yazı, hem sanatçısı hem de tanığı olduğum bir yaratım sürecine, dışavurumcu sanatlar pratiği ve teorisini göz önünde bulundurarak refleksif bir yerden yaklaşma niyeti taşımaktadır. Aynı zamanda, süreç boyunca deneyimlediğim duyumsal, ilişkisel ve imgesel katmanları içtenlikle paylaşabileceğim bir alan açmayı amaçlar. Bu anlamda burada aktarılanlar, yalnızca bir serginin ardındaki düşünsel çerçeveyi değil, aynı zamanda sürecin içinde yaşanan karşılaşmaları, dönüşümleri ve açığa çıkan anlamları da içerir.
Dışavurumcu sanatlar alanında estetik analiz ve hasat, yalnızca ortaya çıkan sanatsal ürünün değerlendirilmesi değil, sürecin içinden beliren anlamların dikkatle toplanması, iz sürülmesi ve görünür kılınmasıdır. Bu yaklaşımda bilgi, dışarıdan analiz edilerek elde edilmez; aksine, yaratımın içinde, ilişkisel ve bedensel karşılaşmalar aracılığıyla yavaşça açığa çıkar. Bu nedenle estetik analiz, refleksif bir pratik olarak, deneyimin içkin bilgisini takip etmeyi; hasat ise bu süreçte ortaya çıkan imgeleri, duyumları ve anlam katmanlarını duyarlı bir dikkatle toplamayı içerir.
Bu bağlamda, Poetic Clouds sergi süreci boyunca, yine dışavurumcu sanatlarda sıkça değinilen bir kavram olan sanat yaparken merkezden uzaklaşma (decentering) anlarında, sanatsal pratiğimizin kendisi zaten poiesis içinde işleyen bir yaratım süreci olarak kendini açtı. Stephen K. Levine’in tanımıyla poiesis, yalnızca bir şey üretmek değil, henüz form kazanmamış olanın, görünmeyenin ve dile gelmemiş olanın yaratım süreci içinde açığa çıkmasına alan açmaktır. Bu anlamda poiesis, sonradan üzerine düşünülen bir kavramdan çok, sürecin içinde bedensel ve ilişkisel olarak deneyimlenen bir varoluş halidir.
Bu yaklaşım, Martin Heidegger’in “açığa çıkma” (aletheia) kavramıyla da derin bir şekilde kesişir. Heidegger için yaratım, bir nesnenin üretilmesinden çok, varlığın kendini görünür kılmasıdır. Sanat eseri bu anlamda bir temsil değil, bir açığa çıkma alanıdır—bir şeyin ilk kez kendini gösterdiği, varlığa geldiği bir eşik. Poiesis, tam da bu eşiğin içinde gerçekleşir; sanatçı ise bu açığa çıkma sürecinin hem taşıyıcısı hem de tanığıdır.
Serginin çıkış noktası olan bulut, a posteriori bir deneyim nesnesi olarak kavranamaz; onun üzerinde gerçekten duramayız, uzanamayız ya da dokunarak hissedemeyiz. Ancak bir bulutun üzerinde durma olasılığını hayal ettiğimiz anda, beden duyumsal olarak bu imgesel deneyime karşılık vermeye başlar. Deneyim, böylece yalnızca fiziksel temasla değil, algının açtığı imgesel alan içinde de kurulmaya başlar.
Tam da bu açıklık içinde, bulutların hayal gücünü nasıl harekete geçirdiğini araştırmaya yöneldik. Sürekli değişen her form, öznel düzlemde farklı bir yankı uyandırırken, bu yankılar şiirden harekete, sesten görsele uzanan farklı sanatsal ifadeler aracılığıyla kendi anlam yolculuklarına çıktı.
İlmek İlmek Açığa Çıkan Yaratıcı Süreç
Süreç boyunca Andrea’nın Zürich’te, benim ise Barcelona’da bulunduğum iki ayrı coğrafyada, tıpkı aynı sanat nesnesine bakan farklı gözler gibi, gökyüzüne kendi bakışlarımızla yönelerek bir karşılaşma alanı açtık. Yaklaşık altı ay boyunca, bu bakışı anlamlandırmadan, analiz etmeden, tanımlamadan; yalnızca yaşantılanan bir deneyim olarak sürdürdük ve bulut fotoğraflarını birbirimizle paylaştık.
Her imge, yeni bir bakışa açılan bir portal oldu.

Andrea’nın Cloud Strategy şiiri, gündelik yaşamın hızında, taleplerinde, kaosunda ve yorgunluğunda bir durma hâlini bir eylemsizlik alanını ve bulutların nefese yer açan stratejisini anlatıyordu. Şiire verdiğim dans ile estetik yanıt ise, içsel zamanımla dış dünyanın ritmi arasındaki gerilimi ve çatışmayı görünür kıldı.
...And when it becomes uneven,
and stony,
then I look up
to the sky
where the next cloud
is in the making
my home
in the river of clouds
Cloud Strategy, Andrea Grieder

Zamanda asılı kalmak…
Bulutun, yaşamın geçiciliğinin bir tezahürü olarak belirip kaybolması ile kalıcılığın mutlak arayışı arasında, oluşun kabı olan beden mağaramda bir süreliğine duraksadım. Bu alan, doğuma kap olan bir iç mekân gibi, taşıyan ve dönüştüren bir eşik olarak açıldı.
Tüm bu deneyimin Madrid’deki sergi mekânında nasıl karşılık bulacağı sorusu belirirken, Andrea’dan süreci “birbirine dikme” fikri geldi. İzleyiciyi mekânda yer alan yatağa davet ederek, şiir ve dans yerleştirmesini deneyimlerken kendi bulut dünyasına doğru içsel bir yolculuğa çıkmasını istedik.
Bu alanın tamamının organik ve doğal materyallerden oluşması gerektiğini hissettik. Pamuk kurdeleler üzerine, hem bireysel bulut deneyimlerimizin hem de ortak süreçte beliren çağrışımların izlerini dikmeye başladık.
Dikiş, dokuma ve nakış benim kültürel hafızamda farklı coğrafyalarda derin kökleri olan pratiklerdir. Çoğu zaman bir onarım eylemi olarak belirirler: okula giden bir çocuğun sökülen paçası, dışarı çıkmaya hazırlanan birinin aceleyle dikilen elbisesi, bir kostüm ya da bir düğme…
Bir başkası için bir şeyi onarmak, derin bir özen ve bağ kurma hâlidir.
Bu süreçte, ailemin ve atalarımın izleri de bu pratiğin içine sızmaya başladı. Anneannemin terzilikle yaşamını sürdürdüğünü bildiğim için, bulutlara bakarken onunla aramda yeni bağların ilmek ilmek örüldüğünü hissettim. Sanki zamanın farklı katmanları birbirine değiyor, bir yaşamın taşıdığı izler bir diğerine aktarılıyordu. İçimde büyüyen yaşamla birlikte, bu sürekliliğin sessiz tanıklığına temas ettim.
Sanat, bedenin hafızasını harekete geçirmişti ve hikâye, yeni dallar vererek dönüşmeye devam ediyordu.
Dışavurumcu sanatlarda malzemenin verdiği yanıt, sürecin kendisi kadar anlam taşır. Dikim sürecinde ne zaman hızlansam, aceleye kapılsam, iplikler birbirine dolandı; düğümler oluştu. Ve her seferinde fark ettim ki, düğümü çözmek, kelimeyi dikmekten daha uzun sürüyordu.
Bu anlarda, yaşamda hızlandığım, telaşa kapıldığım, zamanla mücadele ettiğim anların izleri görünür hâle geldi—geçmişte ya da gelecekte takılı kalan o içsel sabotajcıyla ilişkim kendini hatırlattı.
Ne zaman sürece güvendim ve kendimi akışa bıraktım, parmaklarım bir dere yatağındaki su gibi akmaya başladı.
Bu süreçte ne Andrea benim kelimelerimi biliyordu ne de ben onunkileri. Sürecin nasıl ilerlediğine dair paylaşımlarımız olsa da, kurdelelerin mekânda nasıl yer bulacağına dair belirsizlikle kalmayı sürdürdük. Bu belirsizlik zaman zaman kaygı doğursa da, sanatın yanıtını kendi zamanında vermesine alan açtık.
Ne zaman sürece bilinçli müdahalelerle yön vermeye çalışsam, ne zaman fazlaca düşünsem, yerleştirme zihnimde belirginleşmiyordu.
Mekana Yerleştirme Süreci
Odaya girmeden önce Andrea ile birlikte bir çiçekçiye gittik. Seçtiğimiz dallar sedir ağacına aitti; fakat o hafta, baharın ilk kez kendini kiraz çiçekleriyle duyurduğu zamandı. Bu çiçeklere her karşılaşmamda içimde uyanan o yumuşak neşe ve sıcaklık, seçimimize sessizce eşlik etti. Kurdelelerin hikâyesini taşıyabilecek olanın bir ağaç dalı olması gerektiğini hissettik.
Kurdeleleri tek tek, adeta birer hediye açar gibi açtık. Her birinin hikâyesini ve bizde uyandırdığı duyguları birbirimizle paylaştık. Ardından, kurdeleler dalın üzerinde, nereye yerleşmek isterlerse oraya yerleştiler.
Üç ayrı yol gibi görünen dallar, zamanla ortak bir hikâyeye dönüştü. Tesadüfi gibi görünen kelime karşılaşmaları yoğunlaşarak yeni anlam katmanları üretmeye başladı.
Dört gün boyunca odada saatler geçirdik. Günün her saatinde değişen ışık ve gölge oyunları yerleştirmeyi dönüştürdü—tıpkı bulutlar gibi, sürekli yeni formlar doğdu. Yatağın üzerine, İsviçre’den Andrea’nın getirdiği gerçek kuzu yününü yerleştirdik. Kokusu, dokusu ve ağırlığıyla adeta eserin bedensel varlığı hâline geldi.
Sanat ve yaratıcılık dediğimizde oyunu dışarıda bırakmak mümkün değil. Andrea’nın köpeği Lisa’nın Saas Fee’deki oyuncak kuzusu, yatağın üzerinde bir çocuğun uyku arkadaşı gibi yerini buldu.
İzleyici ve Fuar Deneyimi
Dört gün boyunca sergi alanını yaklaşık dört bin kişi ziyaret etti. Yerleştirme ile ilk karşılaşma anındaki şaşkınlık ifadesi oldukça belirgindi.
Yatağı ve üzerindeki malzemeyi görenlerin dokunma arzusu dikkat çekiciydi:
“Üzerine uzanmak istiyorum.”
“İçine atlamak istiyorum”
Dokunabileceklerini söylediğimizde bedenlerinde beliren heyecan çok çarpıcıydı.
Özellikle çocuklar…
Tekrar tekrar ailelerini getirerek odaya geri dönmeleri, yatakla kurdukları oyunsu ilişki, mekânla kurdukları hafif ve akışkan temas oldukça canlıydı.
Yediden yetmişe herkes, yatağın üzerindeki bulutla karşılaştığında, utangaç ama haz dolu gülümsemelerle içlerindeki çocukla temas ettiklerini paylaştı.
İzleyiciler odaya girdiklerinde, henüz serginin anlatısını dinlemeden,
“Bu ne?” diye sorduklarında, soruyu onlara geri yönelttik:
“Siz ne görüyorsunuz?”
Cevap çoğunlukla aynıydı: “Bir bulut.”
Kurdelelerde yazanları anlamak için yaklaşmaları, yerleştirme ile vakit geçirmeleri, ona temas etmeleri, yakınlaşmaları ve uzaklaşmaları; başlarını eğmeleri ve yukarıya bakmaları gerekti.
Yaşayan beden sürecin bir parçası hâline geldi.
Her bir izleyici, kendisine ilham veren bir kelimeyi ya da cümleyi alarak odadan çıktı.
Bugün bu yerleştirme hâlâ dönüşmeye devam ediyor.
Belki de izleyicinin hafızasında kalan imge, kelime veya his her buluta baktıklarında yeniden yankı bulur. Şekil alır ve şekil verir. Kim bilir...
Kolektif Dijital Kolaj

Ortak yaratım niyetiyle Curative Arts topluluğunu gökyüzüne bakmaya davet ettik.
Katılımcılardan bulut deneyimlerini fotoğraflamalarını istedik. Ancak aslında topladığımız şey yalnızca görüntüler değildi; her bir kare, kişinin o anda dünyayla kurduğu ilişkinin izini taşıyordu.Aynı gökyüzüne yönelen tüm bu farklı tanıklıkları, ortak bir dijital kolajda buluşturduk.
Ortaya çıkan bu dijital kolaj, yalnızca bulutların değil, birlikte bakmanın yarattığı bir alanın ifadesi oldu.Farklı gözlerden süzülen algıların, kolektif bir hissedişe dönüşmesi gibi.
Belki de bu çalışma, şunu hatırlatıyor: Aynı tema farklı zihinlerde yoğrulur ve bazen hiç kimsenin tek başına göremeyeceği yeni bir bakış açısı ortaya çıkarabilir.
Sanatla Araştırmanın Katmanlı Devamlılığı

Bugün hâlâ süreci düşünürken ve yazarken yeni katmanlar açılmaya devam ediyor.
Sergi alanında, yerleştirmenin kendisinden çok, dalların birbirine bağlandığı noktalar dikkatimi çekmeye başladı. Çünkü süreci anlamlı kılan, Andrea ile hikâyelerimizi birbirine ördüğümüz, birleştirdiğimiz bu kesişim alanlarıydı.

Dikkatim bu alanlarda yoğunlaştıkça, bu bağlantı noktalarına denk gelen kelimeler üzerine çalışmaya başladım.
Ne de olsa denk gelişler, eşzamanlılığın görünmez
örüntülerinin kendini duyurduğu anlardır.
Drops of Sadness
Invisible Thread
Calm Gentle Curious Gaze
Wu-Wei Cirropoeticus
A Cloudy Uproar
A Rabbit is a Cloud
Sky Gambling
Bu kelimeler, dalların birleşim noktalarında yoğunlaşarak tüm hikâyeyi birbirine bağlayan düğümleri oluşturdu.
Dışavurumcu sanatlarda poiesis sürecinde beliren sürprizlerin önemi büyüktür. Çünkü bu anlar, yeni olana, beklenmedik olana—bilincin sınırlarını aşan bir alana—işaret eder.
Sergi sırasında bizi en çok şaşırtan anlardan biri, bir kurdelenin bir daldan diğerine yer değiştirmesiydi. Bu hareketin nasıl gerçekleştiğini bilmiyoruz—belki de bulutların gizemli bilgeliğinde saklıdır.
Ancak bu değişimle birlikte kelimelerin yerleşimi dönüştü ve yeni şiirsel dizeler ortaya çıktı:
The rabbit touches the Lion
Spirits of the Mountains
Gratitude
Gaze
Time Illusion
Şimdi bu kelimeler, yeni anlam katmanlarına doğru açılmayı sürdürüyor.
The Cloud Strategy
When life is hard
The pressure is too much
I'm an icicle
Instead of flowing
Then I take a short break
Where?
On a cloud.
Surrounded by a downpour
Enveloped in white mist
I am soft and nebulous
I am a cloud
blurred and unclear
I am a cirrostratus
cumulonimbus
I am an altocumulus
depending on how I feel
Far from everything
The ground of reality
Like a blurred patch
The worries look questioningly at the sky
The pile of work lies flat on the ground
It’s indecipherable from above
If the deadline has already passed
A few raindrops
help
to obscure the facts
The requirements seem tiny
The opponent a small dot
In the hills of reason
I am a cloud
Gliding weightlessly in the sea of clouds
Fluidly transforming
Formless, the latest trend
Order emerges from movement
Dullness forms into silence
I am a cloud
Gliding weightlessly in a sea of clouds
Fluidly transforming
Formless, the latest trend
Order emerges from movement
Dullness forms into stillness
I take my time
I am a cloud
Let myself drift
With the wind
The light tickles me
On these days
Penetrates through the white of the clouds
The haze dissolves
Slowly
Shapes emerge
Clarity re-emerges
The ground
seems passable again
The clarity in the air
The facts see my face
The steps light
in transformation
And when it becomes uneven,
and stony,
then I look up
to the sky
where the next cloud
is in the making
my home
in the river of clouds
Andrea Grieder










































































































